Başlığı okuduğunuzda aklınızda muhtemelen “kibirli kişiler top 100” listesi sıralanmaya başlamıştır; patronum, dept. müdürüm, kocam, karım, çocuğum, komşum, lise arkadaşım vs. vs. Peki ya kendi narsist yansımanız aklınıza geldi mi? Yok canım, sizden bahsetmiyorum, muhtemelen siz kibirli değilsinizdir… a aa mübalağa mı yaptım ne?
Aslında kibir, yaptığımız her şeyin bir parçası, bu yazıları yazarak, engin tecrübelerimden faydalanmanızı beklemek, faydalanmanızın sonucunda hayat standardınızı ve kendinize duyduğunuz değeri arttırmanızı beklemek de kibirin, kendi kibirimin bir parçası… aslında değil, çünkü okuyup okumadığınızı bilmiyorum, kim olduğunuzu ve davranışlarınızı geliştirip daha geniş bir bakış açısına kavuştuğunuzu bilmiyorum, yani kesinlikle kişisel bir tatmin karşılığında yazmıyorum; end effect: kibirimle ilgisi yok, arkadaşlar.
Kibiri olan var olmayan var…
Kibirin oluşma sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz: Parasal, ailevi, bilgi birikimi ve en sevdiğimiz sebep küstahlık. Gördüğünüz üzere kibirli olmanın iyi bir sebebi yok, çünkü iyi bir nitelik değil, size iş veya özel hayatınızda pozitif bir güç katmayacaktır, insanlar sizi kibirli olduğunuz için daha çok sevmeyecektir, saymayacaktır; elbette sevip sayıyormuş gibi yapanlar olacaktır, ama o müthiş kibir ışığı saçan cümlelerinizden birinde içtiğiniz bir iki duble Louis XIII etkisiyle dilinizin sürçtüğü anda, o sizi sevip sayan modeldeki insanlardan biri, ve/veya birkaçı ağzınızın ortasına tokatı basacaktır (fiziksel olarak değil tabii ki). Ki bu tokatın en ağırı, o pırıl pırıl parlayan Church’s açma deri ayakkabılarınızın, büyük bir özenle simetrik ve kusursuz ütületilmiş olan Jacques Britt gömleğinizin ve yeni aldığınız Zegna Ceketinizin içinde siz o kibir ışıklarını saçarken, sürç-ü lisanınızın ağır bedelini size onca kişinin arasında düzelterek ödetecektir. Elbette kibirli insanlar bu ağır bedeli ödeyerek kurtulamaz, çünkü kibirin cezası müebbettir. Düzeltildikten sonra gülümseyerek bir iki zeki cümle kurarak kurtulamazsınız. Sizi düzelten bu kişi size karşı o nihai savaşı kazanmıştır, hem de hakederek kazanmıştır. Artık kölesi olursunuz. O kendinize güven dolu kılıfınız, kabuğunuz zarar görmüştür…
Bu durumdan dolayı, kibirli olmayı haketmiyorsanız uğraşmayın çünkü emanet bir ceket gibi durur üstünüzde. Dayınızın “biri” olmasıyla, şans eseri babanızın kazandığı parayı faizle büyütüp hasbelkader bir BMW alıp buna da “Be eM double U” diyorsanız, kesinlikle kibirli olmayı haketmiyorsunuzdur. Küstahsanız eğer, yani ezik yetişip, o tüm öğrencilerin dalga geçtiği, eksikliklerinden veya ailesinin maddi zorluğundan dolayı utanan çocuksanız ve üniversite sonrası doğru insanlarla bir araya gelerek iyi bir şirketin hele PR ve Reklam sektöründe ortalama bir title’ınız var diye kibirliyseniz, üzgünüm siz zaten bir çok kişi tarafından küçük görülüyorsunuz da, kimse sizi bunu söyleyecek kadar umursamıyor… Yersiz kibir sahibisiniz demek oluyor…
En üzücüsü, bilgi birikiminden, bilgin biri olduğu için kibirli olandır, bir çok köşe yazarımızda bu hastalığa rastlanıldığını her sabah görüyoruz.
Zaten bilginin getirdiği güç sayesinde donanımını arttıran kişi neden bu niteliği kibirin çirkin derisiyle kaplıyor. Mütevazı ve alçak gönüllülük ne büyük erdemdir…
Kaliteli kibir diye nitelendirdiğim bir durum var. Bu durum, insanın kendisine kibirinin yerli olduğunu ispatlaması… Başkalarının görmesine gerek yok, bilmesine gerek yok, gülümseyerek dinleyin ve hatalarını yüzüne vurmadan büyük bir olgunlukla onlara doğru yolu gösterin çünkü siz üstün olanlarsınız… Karşı tarafın yaptığı yanlışlara üzülmeden, içten bir tebessümle karşılayabiliyorsanız kaliteli kibir sahibisiniz. O davranış size oturduğu zaman, sanki o ceketi size Karl Lagerfeld özel dikmiş gibi durur.
Pride that dines on vanity, sups on contempt. ~Benjamin Franklin
The surest cure for vanity is loneliness. ~Thomas Wolfe
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder