21 Aralık 2010 Salı

Sizde yeyip içelim, bizde gülüp oynamayalım

En sağlam ateist bile insanın bencilliğine veya egosuna şahit olduğunda, en azından şeytan’ın varlığına inanması gerekir, yoksa büyük haksızlık olur.

Eğer kazara bu yazıdan önceki “saçma, ne diyor lan bu, amma uzatmış, bence bunun kafası karışık” dedirten yazılarımı okuduysanız, anlamışınızdır ki insan egosuna ve bilincine ağır takığım, gerçi üstte geçen kelimeleri kullandıysanız, muhtemelen anlamamışsınızdır. Eğer hasbel kadar bir iki kırıntı anlatabildiysem ne mutlu bana, ne mutlu egoma.

Velhasıl egomuzu, benliğimizi, benciliğimizi, çıkarcılığımızı dizginledik, ehlileştirdik diye adam olduk sanıyorsanız, büyük bir yanılgı kapı zilinizi çalmak üzeredir. Çünkü önemli olan X doğrusudur (x=durum).

Egomuzu bize kolay durumlarda ehlileştirmiş olmak büyük bir önem taşımıyor, önemli olan o ciğerimize “cos” diye düşen, nefsimizin çığılık çığlığa haykırdığı, kan kokusu almış bir köpekbalığına döndüğü anlarda ehlileştirdiğimiz nefsimizi azmasından alıkoymak.

“Neden?!” sorusunu soranlar için devam edeyim. “Ben, ben, ben” insanıysanız zaten egonuzu ehlileştirmeniz gerek yok, zahmet etmeyin, ama eğer değilseniz, “ben annemi, babamı, kardeşimi, eşimi, dostumu, patatesimi, şuyumu, buyumu seviyorum” diyorsanız egonuz yani bencilliğiniz buna haklı olarak güçlü bir veto reyi çekecektir. Egoistseniz, birini sevmeniz ancak kendi çıkarınızla ilgili olabilir, ancak gerçek sevgi değildir bu. Gerçek sevgi, karşınızdakine bağımlı değildir, siz seversiniz, hakketse de etmese de. “Kocam beni aldattı, sevmiyorum lan onu” diyenler ancak benim dediğimi ispatlıyor. Aldatılmış bir kadın olarak, kocanızı sevmeye devam edebilirsiniz (eğer sevmenizi sağlayan sebepler hala varsa), kocanızdan ayrılmak ve ya ayrılmamak ancak konu olur. Eğer sizi aldatmasının sebebi, sizinle ilgili değilse, açgözlü camışın biriyse, ayrılın. Ancak eğerki sizin onu sevmesini sağlayan sebepler hala duruyor ama sizin odak noktanız kaydıysa ve siz elde etmişliğin rahatlığıyla yayılıp, “hee bizim herif geldi, anaaaam, aç mı diye soracaadım ama şerefsiz Ali, Cemileyle çocukları evden attı, unuttum gitti…” kafasına girdiyseniz, müstahaktır, hatta, kocanız sizi boşamalıymış da, düşünceli adammış denir…

Demeye çalıştığım aslında çok basit; her ilişki bir alışveriştir bir şeyler alır bir şeyler veririz. Ne zamanki aldığımız şeyleri unutur ve egomuza yenik düşeriz, işte ıslak ahşabın çatırdamasını duymaya başlarız. Özveri, empati, sevgi, saygı, güven oluşturmak, bozmamak, sürdürebilmek ne kadar zor olsa da, yattığınızda göğüsünüze çarpan nefes bile sizi huzurlu kılar ve bundan daha önemli bir şeyi, insanoğlu insanoğluna veremez…